top of page

İlk Söz
 

Beşer; dünya denen mülk içinde varlığı ilk hissedişiyle birlikte, yani ilk hapsoluşun işaretinin başladığı andan itibaren, ünsiyetini unuttukça fark ediş ve idrak ediş halleriyle karşılaşır. Bu ömür insana çok şey gösterir. En çok da bazı özel anlar, varlığın fark edilişinin ve beden denilen mülkün bir zindan mı yoksa bir mabet mi olacağının temellerini atar.

Acizane, bu fakirin de seyr ü sülûkunda yokluk ile varlık, zorluk ile kolaylık bir arada geçti. Tıpkı bir heykeltıraşın çekiç ve murç ile taşa vurması gibidir bu yol. Eğer taşın dili olsa, canının yandığını, kendine zulmedildiğini söylerdi. Oysa heykeltıraş, darbeleri şiddetle ama ilimle vurur; niyeti, taşın fazlalıklarını alıp içteki cemali ortaya çıkarmaktır. Taş, ortaya çıkacak o cemali baştan bilseydi, isyan değil, şükür eder ve teslim olurdu.

Ömür de böyledir. “Musibet” diye adlandırdığımız hangi şey vardır ki bizi daha güçlü kılmamış olsun? Güzellikler ve hoşumuza giden hallerle de karşılaşırız elbet; o zaman şükür daha kolay dile gelir. Fakat çoğu kez bu, sadece sözde kalır; yaşandığında paylaşamamak da bir şükürsüzlüktür.

İşte bu yüzden, ömrüm boyunca karşılaştığım herkese ve her şeye başta ailem olmak üzere, teşekkür ederim. Zorluklara şükür, kolaylıklara minnet; bana öğreten her şeye sonsuz hürmet ve teşekkür ile…

Bu sayfada yer alan tüm konular ve anlatılanlar, asla “mutlak gerçeklik budur” diyen bir öğretme haliyle değil; yalnızca düşünmeye ve “acaba bir de buradan bakılabilir mi?” diye sorabilmeye vesile olacak küçük birer fark ediş tohumları olması niyetiyle sunulmuştur. Çünkü bildiğimizi sandığımız şeylerin ne gerçek bilenleriyiz, ne de o bildiklerimiz, hakikatte bilinecek olanın aslıdır.

bottom of page